Mîrnameya Hekarîyan Nasıl Okunmalı

Hakkâri Mirliği, iç mücadeleler, Osmanlı Safevî, rekabeti
ve toplumsal hayat üzerine bir okuma

Murad Ciwan

Giriş

Bir kitabı tanıtmak onu nasıl okuyacağımızı da tartışmaktır

Mîrnameya Hekarîyan (Hakkari Mirnamesi) yalnızca Hakkâri beylerinin savaşlarını ve iktidar mücadelelerini anlatan uzun bir manzum tarih değildir. Eser, bir mirliğin kendi geçmişini nasıl hatırladığını, hükümdarlığı hangi değerlerle meşrulaştırdığını, dostluğu ve ihaneti nasıl adlandırdığını, Osmanlı ve Safevî kudretleri arasında nasıl hareket ettiğini gösteren geniş bir siyasal ve toplumsal hafıza alanıdır. Bu nedenle onu tanıtırken yalnızca kimlerin kimlerle savaştığını özetlemek yeterli değildir. Bu yazıda, aynı zamanda, Mîrname’nin nasıl okunması gerektiği üzerinde durmak istiyorum.

Böyle bir yöntem kaygısı özellikle önemlidir. On yedinci yüzyılın mirlik düzenini bugünkü merkezî devlet, yurttaşlık, ülke sınırı, millî sadakat ve siyasal temsil kavramlarıyla doğrudan ölçersek eseri anlamak yerine onu bugünün tartışmalarına mahkûm ederiz. Buna karşılık, ‘o dönemin şartları böyleydi’ diyerek talanı, işkenceyi, sivil halka yönelen baskıyı ve hanedan içi acımasızlığı sıradanlaştırmak da doğru olmaz. Sağlıklı okuma, ne geçmişi romantikleştirir ne de geçmişi bugünün mahkemesine çıkarır; davranışların içinde oluştuğu yapıyı açıklar, sonuçlarını ise gizlemez.

Mîrname bu bakımdan iki yönlü bir eserdir. Bir tarafta mîrlerin kahramanlığı, cömertliği, adaleti, verdiği sözü tutması ve halkı koruması vardır. Öte tarafta kardeşler, amcalar, yeğenler ve komşu beyler arasında bitmeyen iktidar mücadeleleri; kalelerin kuşatılması; malların yağmalanması; rakiplerin öldürülmesi; Osmanlı paşalarından veya İran şahlarından asker ve top istenmesi vardır. Eserin gerçek değeri, bu iki dünyayı yan yana görebilmemize imkân vermesidir.

Eserin kimliği ve yayın düzeni

Mîrnameya Hekarîyan, Temerxanê Yazicî’nin Farsça kaleme aldığı manzum bir hanedan tarihidir. M. Xalid Sadînî’nin verdiği bilgilere göre eser toplam 10.700 beyittir. 1633 yılında yazılmaya başlanmış ve 1639’a kadar sürdürülmüştür. Yazicî, Mîr Yehya ile onun oğlu Mîr İmadeddîn’in kâtipliğini yapmış; anlattığı olayların bir bölümüne katılmış veya onları saray çevresinden izlemiştir. Bu yakınlık eseri dönemin çok değerli bir çağdaş tanıklığına dönüştürür; fakat aynı zamanda anlatıcının hanedan içindeki konumunu ve tarafını her zaman hesaba katmamızı gerektirir.

Eserin maddî ve yayınsal yapısını açıkça belirtmek gerekir. Farsça el yazması tek bir kitaptır. Sadînî’nin modern Fars harfleriyle dizdiği, tahkik ve mukaddimesini hazırladığı Farsça yayın da eserin tamamını tek kitap halinde sunar. Kurmancî çeviri ise okuma ve yayın kolaylığı için iki cilde ayrılmıştır. Dolayısıyla ortada Farsça eserin el yazması, günümüz Farsça alfabeyle dizilmiş tek cild halindeki tüm, ayrıca Kurmancî iki cilt olmak üzere iki ayrı yayın düzeni vardır. El yazma halinin de yayınlanıp yayınlanmayacağı hususunda elimizde veri yok.

Yayın birimiDil ve yayınBaşlıca içerik
El yazma Farsça metinKitap ve filmler(?)Tek eser halinde mesnevinin bütünü
Farsça tam metinTahkik ve mukaddime: M. Xalid Sadînî; Peywend, 1405/2026.Tek kitap halinde mesnevinin bütünü, kısa tamamlama ve daha sonraki nesir ekleri.
Kurmancî Cilt IFarsçadan çeviri: M. Xalid Sadînî; Peywend, 2022.Zekerîya Beg ile başlayan anlatıdan Yehya Beg ve Tekelu Paşa’nın Qizilderê’de öldürülmesine kadar.
Kurmancî Cilt IIFarsçadan çeviri: M. Xalid Sadînî; Peywend, 2024.Şerefxan ile İmadeddîn’in mücadeleleri, Şerefxan’ın tasfiyesi ve İmadeddîn’in yeniden düzen kurma çabaları; metnin sonu ve tarihî ekler.

Kurmancî iki cilt, metni daha geniş bir Kürt okuyucu çevresi için ulaşılabilir kılmaktadır. Benim çalışmam bir çeviri veya tenkitli neşir olmadığı için, olay örgüsünü ve siyasal-toplumsal temaları izlerken bu çeviriden geniş ölçüde yararlanıyorum. Bununla birlikte belirli bir kavramın tam anlamı tartışılacağı veya tek bir beyitten kesin filolojik sonuç çıkarılacağı zaman Sadînî’nin yayımladığı Farsça metne dönmek gerekiyor. Çünkü ‘dewlet’, ‘hukumet’, ‘mîr’, ‘xan’, ‘re’yet’, ‘qewm’, ‘eşîret’ ve ‘Kurdistan’ gibi kelimelerin anlam alanı çeviri tercihiyle daralabilir veya genişleyebilir.

Tek bir kitap değil, zaman içinde oluşmuş bir metin

Bugün elimizde bulunan Mîrname tek bir tarihte tek bir elden çıkmış, değişmeden korunmuş bir metin değildir. Asıl manzum bölüm Temerxanê Yazicî’ye aittir. Müellif eseri tamamlayamadan öldüğü için kısa bir sonuç başka biri tarafından eklenmiştir. Daha sonra kâtip ailesinden Mîrza Mihemedê Yazicî, Hakkâri mîrlerinin geçmişini özetleyen Muxteser el-Ehwal el-Umera adlı nesir metni kaleme almıştır. Nihayet Muhemmed Teyar, 1914’te yaptığı istinsahın sonuna kendi ailesinin ve Hakkâri hanedanının sonraki durumunu anlatan bir bölüm eklemiştir.

Metin katmanıYaklaşık tarihOkuma ilkesi
Temerxanê Yazicî’nin mesnevisi1633-1639Saray çevresinden yakın tanıklık; aynı zamanda hanedan övgüsü.
Kısa tamamlamaMüellifin ölümünden sonraAsıl müellifin eseriyle karıştırılmamalı.
Mîrza Mihemedê Yazicî’nin ekiTemerxan’dan sonraki dönem; İbrahim Xan Beg devriHanedanın kökeni ve meşruiyeti üzerine daha geç bir hafıza katmanı.
Muhemmed Teyar’ın eki19141840’lar ve sonrasına ilişkin aile hafızası; on yedinci yüzyıl metninden ayrı değerlendirilmelidir.

Bu ayrım son derece önemlidir. Örneğin 1847-1849 yıllarında Hakkâri ve Botan mirliklerinin tasfiyesini anlatan sayfalar, Temerxanê Yazicî’nin on yedinci yüzyıldaki gözlemleri değildir; 1914 müstensihinin aile hafızasına ve ulaştığı bilgilere dayanır. Benzer biçimde hanedanın Abbâsî soyuna bağlanması da biyolojik bir şecere iddiası olarak değil, iktidarı kutsal ve seçkin bir geçmişe bağlayan meşruiyet dili olarak okunmalıdır.

Mîrname nasıl bir tarih anlatır

Şerefname, Kürdistan coğrafyasındaki çok sayıdaki Kürt hanedanını ortak bir tarih çerçevesinde ele alır. Mesture Erdelanî ise kendi hanedanının tarihine yoğunlaşır. Mîrname bu bakımdan Mesture Hanım’ın Erdelan tarihine daha yakındır: tek bir mirliğin, onun hanedanının, komşu mirliklerle ve büyük devletlerle ilişkilerinin tarihidir. Fakat manzum biçimi, saray içinden tanıklığı ve gündelik hayat ayrıntıları ona ayrı bir nitelik kazandırır.

Eserin dar bir hanedan çevresine odaklanması, değerini küçültmez. Tam tersine, bir ‘mikro tarih’ gibi okunduğunda Kürt mirlik düzeninin işleyişini yakından görmemizi sağlar. Tahta geçişin yalnızca babadan oğula otomatik bir miras olmadığı; kaleyi, hazineyi, askerî maiyeti ve ileri gelenlerin desteğini elde tutmak gerektiği anlaşılır. Bey’at, akrabalık, evlilik, yemin, hediye, misafirlik, görev dağıtımı ve dış hükümdardan alınan onay, iktidarın farklı dayanaklarıdır.

Mîrlik hanedan mülkü ve müzakere edilen siyasal düzen

Mîrname’de hükümdarlık hanedanın kalıtsal hakkı olarak sunulur; aynı zamanda metindeki olaylar egemenliğin her kuşakta yeniden kurulmak zorunda olduğunu gösterir. Bir mîr, soyunun saygınlığına sahip olsa bile aşiret büyüklerini, askerî ileri gelenleri, kâtipleri, vekilleri ve komşu beyleri ikna edemediğinde makamını koruyamaz. Bu nedenle mirlik, yalnızca bir kişinin ‘mülkü’ değil, hanedanın mülküdür, ama kimin geleceği, hanedan ile yerel güçler arasında sürekli müzakere edilen bir iktidar alanıdır.

Divan ve meşveret sahneleri bu düzenin kurumsal yüzünü açığa çıkarır. Mîr, önemli bir sefere veya cezalandırma hareketine girişmeden önce Hakkâri’nin büyüklerini divana çağırır; Beyler, aşiret reisleri ve erkân görüş bildirir; bir vekil vilayetin durumu hakkında bilgi verir; görevler yetenekli kişilere dağıtılır. Elbette bu meclis modern anlamda seçilmiş bir parlamento değildir. Fakat yalnızca süs de değildir: yerel iktidarın bilgi toplama, rıza üretme, asker sağlama ve sorumluluğu paylaşma aracıdır.

Veraset bakımından temel ilke, mirliğin belirli hanedanın irsî hakkı olarak tanınmasıdır. Hanedanın başındaki en güçlü ve kabul gören kişi mîr olur. Makamın normal şartlarda babadan oğula, oğul bulunmadığında veya uygun görülmediğinde kardeşe geçmesi beklenir; oğul önceliklidir, fakat veraset bütünüyle mekanik değildir. Varis küçükse, yönetme gücünden yoksunsa veya hanedanın ve ülkenin güvenliğini tehlikeye atacak özellikler taşıyorsa aşiret reisleri, hanedan büyükleri ve diğer ileri gelenler meşveret yoluyla başka bir hanedan mensubu üzerinde birleşebilirler.

Tahtın önemli bir kesimin rızasına rağmen zorla ele geçirilmesi de mümkündür ve Mîrname bunun örneklerini anlatır. Fakat fiilen gerçekleşebilmesi, onu örf ve teamüle uygun meşru bir veraset haline getirmez. Zorla iktidar kuran kişi kaleyi ve askeri ele geçirse bile, hanedan içindeki hakkını yerel büyüklerin kabulüyle ve dışarıdaki hükümranın tanımasıyla sağlamlaştırmak zorundadır. Bu yüzden veraset kavgasında bir amca, kardeş veya oğul yalnız soy bağını ileri sürmez; aşiret reisleriyle büyüklerin desteğini kazanmaya ve tahta çıkacaksa sultanın beratını veya onayını almaya çalışır.

Osmanlı merkeziyle kurulan düzenin temelinde de bu karşılıklılık vardır. Mirlik, hanedanın irsî bir yönetim alanı olarak tanınır; mîrden komşu mirliklerin tanınmış haklarına saygı göstermesi, savaş zamanında kendi kuvvetleriyle sultanın ordusuna katılması ve seferlere lojistik destek sağlaması beklenir, hatta bünün güvencesi karalara, anlaşmalara bağlanır. Mîrin kötü yönetimi ülkeyi ağır bir karışıklığa sürüklediğinde veya sultanla kurulmuş yükümlülük düzenini ihlal ettiğinde merkez Mirliğin büyüklarinin talebiyle, hatta bazan onlardan söz almadan da, gerekirse komşu mirliklerden destek alarak müdahale edebilir; fakat olağan çözüm hanedanın bütünüyle tasfiyesi veya dışarıdan rastgele bir yöneticinin atanması değil, aşiret reisleriyle ileri gelenlerin üzerinde birleştiği başka bir hanedan mensubunun onaylanmasıdır.

Bu ilişkiyi yalnızca örf ve teamülle açıklamak eksik kalır. Birinci katmanda ahid, bey’at, emân, adalet ve yükümlülüğe bağlı itaat gibi İslâmî siyaset ve hukuk kavramları bulunur. İkinci katmanda Çaldıran Savaşı’nın ardından İdris-i Bidlisî aracılığıyla Kürt beyleriyle kurulan siyasal mutabakat, yerel hanedanların irsî haklarının tanınması ve bu tanımanın emir, ferman ve beratlarla belgelendirilmesi vardır. Üçüncü katmanda ise özellikle Kanunî Sultan Süleyman devrinde olgunlaşan Osmanlı idarî ve malî düzenlemeleri yer alır. Böylece başlangıçtaki askerî-siyasal ittifak, yalnız sözlü bir bağlılık veya belirsiz bir gelenek olarak kalmamış; merkez ile mirliklerin yetki, hizmet ve sorumluluklarını belirleyen hukukî-idarî bir statüye dönüşmüştür.

Burada belge türlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Belirli bir mîrin göreve getirilmesi veya irsî hakkının tanınması için ‘berat’ yahut ‘ferman’; bir eyaletin vergi, dirlik ve idarî işleyişini düzenleyen genel metin için ise ‘kanunnâme’ demek daha doğrudur. ‘Yurtluk-ocaklık sancak’ ile ‘hükümet’ de bütünüyle aynı statü değildir. Yurtluk-ocaklık sancaklarda yerel hanedan mensubu sancak beyi olarak irsî bir hakka sahip olmakla birlikte tahrir ve timar düzeni bulunabilir. Hükümetlerde ise yerel hâkimin hanedanî yetkisi daha geniştir; klasik biçimiyle topraklar merkez adına tahrir edilmez ve timara bölünmez. Uygulama zamana ve yere göre değiştiği için bu ayrımı mutlaklaştırmamak gerekir; fakat iki statünün de yerel hanedan hakkını Osmanlı idarî hukuku içinde tanımladığı açıktır.

Farsça  ز حکاریان از صغار و کبار / بدیوان نشانید آن نامدار // نماند از دلیران دشمن شکن / که حاضر نشد اندر آن انجمن

Kurmancî  Ji Hekarî biçûk heta mezinan / Wî navdarî hemî gazîkirine dîwan // Ji mêrxasên dujminşikên kes nema / Ku li wê civat û dîwanê nebibît cema.

Türkçe açıklama  Hakkâri’nin küçüğünden büyüğüne kadar tanınmış olanların hepsini divana çağırdı; düşmanla savaşan yiğitlerden o toplantıda bulunmayan kimse kalmadı.

Mîrname Farsça metin, s. 92; Kurmancî Cilt I, s. 76-77

Farsça  چو هر صبح دم سوی دیوان شدی / ز حال ولایات پرسان شدی // بدولت چو می آمد و می نشست / بپرسیدی احوال را هرچه هست

Kurmancî  Dema her ro siharê dîwan berhev dikir / Ji ehwalê wîlayetê seranser pirs dikir.

Türkçe açıklama  Her sabah divanı toplar, vilayetin her tarafındaki durumun nasıl olduğunu sorardı.

Mîrname Farsça metin, s. 412; Kurmancî Cilt II, s. 129

Bu beyitler, mîrin yalnızca savaşçı bir reis olarak tasarlanmadığını gösterir. İdeal hükümdar ülkesinin durumundan haberdar olmalı, temsilcilerinden bilgi almalı ve gerektiğinde kararını meşveretle oluşturmalıdır. Eserdeki ‘meşveret’ kavramını bugünkü demokratik temsil ile özdeşleştirmemek gerekir; fakat onu siyasal karar alma kültürünün gerçek bir unsuru olarak görmek gerekir.

İç savaşlar, iktidar kavgaları ve acımasızlık

Mîrname’nin en iç karartıcı tarafı, aynı hanedanın üyeleri arasındaki uzun mücadelelerdir. Amca ile yeğen, baba ile oğul, kardeşler ve kuzenler; hükümet, kale, toprak, vergi ve itibar için birbirlerine karşı savaşırlar. Barışlar kurulmakta, yeminler edilmekte, evlilik ve akrabalık bağları devreye girmekte; fakat söylentiler, kötü danışmanlar, intikam ve iktidar tutkusu bu bağları yeniden bozabilmektedir. Şair çoğu zaman kendi tarafındaki mîrin şiddetini ‘kahramanlık’ ve ‘cezalandırma’, rakibin aynı davranışını ise ‘zulüm’ ve ‘bozgunculuk’ olarak adlandırır. Kaynak eleştirisi tam da burada gerekir.

Talan, yalnızca savaşın yan ürünü değildir; rakibin ekonomik tabanını yok eden ve askeri ödüllendiren bilinçli bir taktiktir. Kaleler, geçitler, yaylaklar, sürüler ve ticaret yolları iktidarın maddî dayanaklarıdır. Eserde bir köyün veya bölgenin ‘temizlenmesi’, malların alınması ve tek bir koyunun bile bırakılmaması övgüyle anlatılabilir. Bugünkü okuyucu bu dili aynen benimsememelidir. Şairin zafer dili ile olayın siviller üzerindeki muhtemel sonucu birbirinden ayrılmalıdır.

Örneğin Elbak saldırısı anlatısında yoksul halkın öldürülmesi, kadınlarla çocukların esir alınması ve ülkenin talan edilmesi açıkça kaydedilir (Kurmancî Cilt I, s. 516). Böyle pasajlar, zafer ve kahramanlık dilinin gerisindeki sivil bedeli görünür kılar.

Bununla birlikte bu siyaset ne Hakkâri beylerine ne de yalnızca Kürt beylerine özgüdür. Ortaçağ ve erken modern Avrupa’da da hanedan veraseti tartışmaları, soylu aileler arası kan davaları, özel savaşlar, kale mücadeleleri, evlilik ittifakları ve rakip krallardan yardım arama son derece yaygındı. Fransa ile İngiltere arasındaki sınır bölgelerinde, İtalya’daki baron aileleri arasında, İrlanda’da ve Kutsal Roma İmparatorluğu’nda yerel soylular daha büyük hükümdarların rekabetinden yararlanıyorlardı. Dolayısıyla burada ‘Kürt karakteri’ değil; merkezî iktidarın sınırlı, egemenliğin parçalı, silahlı güç ile hanedan hakkının iç içe olduğu tarihsel bir düzen görürüz.

Yine de ‘feodalizm’ kelimesini ihtiyatla kullanmak gerekir. Avrupa feodalizminin toprak tasarrufu, vassallık ve hukuk kurumları ile Osmanlı-İran sınırındaki Kürt mirliklerinin kalıtsal hükümranlık düzeni arasında elbetteki farklılıklar vardır. Karşılaştırma benzer mekanizmaları anlamamıza yardımcı olur; özdeşlik kurmamıza değil. En uygun ifade, çoğu yerde, ‘hanedanî ve çoğulcu egemenlik düzeni’ olabilir.

Osmanlılar, Safevîler ve sınır siyasetinin iki yönü

Eserde Osmanlı ve İran hükümdarları yalnızca dışarıdan müdahale eden iki büyük kuvvet değildir. Onlar, Hakkâri içindeki iktidar mücadelesinin başvurulan hakemleri, silah ve asker kaynakları, makam onaylayıcıları ve zaman zaman doğrudan taraflarıdır. Bir mîr rakibine karşı İran şahından top ve asker ister; bir başkası Osmanlı paşasının desteğiyle hükümeti elde etmeye çalışır. Büyük devletler de bu rekabetleri sınır güvenliği, vergi, askerî sefer ve nüfuz için kullanırlar.

Burada tek yönlü bir ‘kullanılma’ anlatısı yetersiz kalır. Osmanlı ve Safevî merkezleri Kürt beyleri arasındaki ayrılıklardan yararlandılar; fakat beyler de iki imparatorluğun rekabetini kendi hanedan haklarını kazanmak, korumak veya genişletmek için kullandılar. Metin Atmaca’nın erken modern Kürt mirlikleri için vurguladığı gibi, bazı beyler bağlılık değiştirebiliyor, hatta iki tarafa birden vergi veya bağlılık ilişkisi sürdürebiliyordu. Bu davranışı bugünkü ulus-devletin değişmez vatandaşlık ve vatana ihanet kavramlarıyla okumak anakronik olur. O dönemde sadakat çoğu zaman şahsa, hanedana, dine, miras hakkına, himayeye ve karşılıklı yükümlülüğe bağlıydı.

Farsça  بگفتش حکاری ترا خواستند / سپاه و عشیرت بتو راستند // بدولت برو تخت خود را نشین / پس آنگاه تدبیر رومی ببین // … // بیاریم بهر تو امر و برات / نباشد همین کار از مشکلات

Kurmancî  Gote wî xelkê Hekarî te dixwazin / Sipah û e’şîret hemî ji bo te rast in // Bi dewlet here ser textê xwe rûne / Piştî hingê tedbîra Rûmê bibîne // … // Dê bo te bînîn emr û berat.

Türkçe açıklama  Ona, ‘Hakkâri halkı seni istiyor; asker ve aşiretlerin hepsi senin yanındadır. Git, talihinle tahtına otur; ondan sonra Rûm tarafı hakkında tedbiri düşün. Senin için emir ve berat da getirirler’ denilir.

Mîrname Farsça metin, s. 147; Kurmancî Cilt I, s. 182-183

Bu sıra dikkat çekicidir: önce Hakkâri halkının, askerin ve aşiretlerin desteği; ardından Osmanlı merkezinden emir ve berat. Bunu yalnızca bir adayın izlediği pratik yol olarak değil, Osmanlı devletiyle mirlikler arasında kurulmuş siyasal uzlaşmanın temel mantığı olarak okuyorum. Mîrin ilk hakkı mensup olduğu hanedanın irsî statüsünden, fiilî gücü ve kabulü ise yerel toplumdan gelir; sultanın emri ve beratı bu seçimi imparatorluk düzeni içinde tanır ve sağlamlaştırır. Dolayısıyla berat tek başına mîri yaratmaz, fakat öncelikle gelen yerel destek de sultanın tanımasını gereksiz kılmaz. İktidar, hanedan hakkı, meşveret, yerel kabul ve merkezî onayın birleşmesiyle meşruiyet kazanır.

Aynı çerçeveyi yalnız Osmanlı’ya bağlı mirlikler için düşünmemek gerekir. İran hükümdarlarının üstünlüğünü tanıyan Kürt mirlikleri de normal dönemlerde şah ile benzer bir tanıma, himaye, hizmet ve yükümlülük bağı kuruyorlardı. Bağlılığın yönü ve kullanılan unvanlar değişse de temel mesele aynıydı: yerel hanedan hakkının ve yerel kabulün, daha büyük hükümdarın onayıyla bölgesel siyasal düzene bağlanması. Bir mîrin sultandan şaha veya şahtan sultana yönelmesi de yalnız kişisel sadakatsizlikle açıklanamaz; çoğu kez hanedan hakkını kaybetmemek, geri kazanmak veya rakibe karşı korumak için başka bir üstün hükümdarın himayesine başvurmak anlamına geliyordu.

Bitlis Emirliğinden iki karşılaştırmalı örnek

Şerefname’deki Bitlis hanedanı tarihi, bu mekanizmanın daha erken bir örneğini verir. Şeref Xan’ın anlattığına göre babası Şemseddin Han, Osmanlı merkeziyle kurulmuş düzen bozulunca Bitlis’ten uzaklaştırılmış ve kendisine Malatya önerilmiştir. Şemseddin Han önce bu düzenlemeyi kabul etmiş görünmüş, fakat Malatya yolundayken kararından dönerek Şah Tahmasb’ın ülkesine sığınmıştır. Bu olayı yalnız iki imparatorluk arasında taraf değiştirme diye okumuyorum. Mîrlik üzerindeki irsî hakkını Bitlis dışındaki bir görevle değiştirmeyi kabul etmeyen bir hanedan mensubu, hakkını yeniden elde edebilmek için rakip hükümdarın himayesine yönelmektedir. Safevilerin himayesindeyken Mir’in geride kalan halkı, aşiretler ve büyükleri ona bağlı kalmışlar, hep ilişkilerini sürdürmüşler ve onu geri getirmek için hiç bir zaman tedbir düşünüp çabalamaktan vaz geçmemişlerdir. Olay, Osmanlıya tâbi mirliklerde sultanla kurulan bağın; İran’a tâbi mirliklerde ise şah ile kurulabilen benzer bağın karşılıklı hak ve yükümlülüklere dayandığını gösterir.

Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sindeki 1655 Bitlis vakası, aynı siyasal ve örfî çerçevenin başka bir yüzünü açığa çıkarır. Van Beylerbeyi Melek Ahmed Paşa ile savaşan Abdal Han yenilip dağlara çekilince paşanın adamları iç saraya girerek malları yağmalamaya; paşa da Bitlis’in yönetimini kendi istediği kişiye vermeye çalışır. Buna karşılık Bitlis ileri gelenleri, mirliğin tanınmış hakları gereği beylerbeyinin hisara giremeyeceğini ve hanedan dışından ya da kendi iradesiyle bir han tayin edemeyeceğini ileri sürerler. Abdal Han’ın oğlu Ziyâeddin üzerinde birleşirler; yeni mîr fiilen göreve başlar, İstanbul’un onayı ise daha sonra gelir. Şehir ileri gelenlerinin seçtiği bir heyetin yağmalanan malları geri getirip kale dışında mezatta sattırması da, şehir topluluğunun yalnız hükümdar seçiminde değil düzenin ve mülkiyet ihtilafının çözümünde de bir aktör olarak gösterildiğini düşündürür.

Bu iki Bitlis örneğini, Mîrname’deki Hakkâri örneğini açıklayan karşılaştırmalı kanıtlar olarak görüyorum. Askerî üstünlük veya merkezden gelen bir paşanın iradesi tek başına meşru mîri yaratmaz; irsî hak sahibi hanedan içinden bir adayın yerel ileri gelenlerce kabul edilmesi belirleyicidir, sultan yahut şah bu yerel sonucu kendi egemenlik düzeni içinde tanır. Bununla birlikte bu ilişkiyi ne değişmez maddeleri olan tek bir sözleşmeye ne de yalnızca örfe indirgemek doğru olur. Çaldıran sonrasındaki kurucu ahid ve siyasal mutabakatlar, bunları somutlaştıran emir, ferman ve beratlar, eyalet kanunnâmeleri ve krizlerde yeniden ileri sürülüp yorumlanan teamüller birlikte işler. Evliya Çelebi’nin anlatısındaki dramatik ayrıntılar kaynak eleştirisi gerektirebilir; fakat Bitlis ileri gelenlerine atfedilen hak iddiası, dönemin meşruiyet dilini göstermesi bakımından başlı başına önemlidir.

Bu açıklama, bütün siyasal tercihleri haklı çıkarmak anlamına gelmez. Mirlerin kısa vadeli hanedan çıkarları uğruna komşu Kürt güçleriyle çatışmaları, büyük devletlerin müdahale imkânını genişletmiş ve parçalanmayı derinleştirmiştir. Mîrname bu tarihsel sonucu görmek için çok elverişli bir kaynaktır. Fakat sonucu önceden bilen bugünkü okuyucu, dönemin aktörlerinin önünde ‘birleşik ulus-devlet kurmak’ gibi hazır ve uygulanabilir tek bir seçeneğin bulunduğunu varsaymamalıdır.

Ulak mektup mühür ve Kürtçe emir

Mîrname’de siyasal haberleşme yalnızca sözlü mesaj taşıyan ulaklardan ibaret değildir. Mîrler kendi mirlikleri içinde, birbirleriyle ve çevredeki siyasal güçlerle yazılı mektuplar gönderirler. Kâtip çağrılır, mektubun içeriği kendisine açıklanır, hitap ve dua kalıplarıyla metin hazırlanır, belge mühürlenir ve korunması için kumaş bir keseye konur. Yazılı metin kalıcı ve resmî olanı taşırken, mektuba geçirilmesi uygun görülmeyen ayrıntılar güvenilir ulağa sözlü olarak emanet edilir. Böylece yazı ile söz birbirinin alternatifi değil, aynı diplomatik işlemin iki tamamlayıcı aracı olarak görünür.

Farsça  بگفتش دو مکتوب بنویس زود / مزین کنش از دعا و درود // چو مکتوبها هر دو تحریر شد / سراسر ز تکلیف تصویر شد // بیاورد نواب مهرش نمود / ز اطلس شدند کیسه هر دو زود

Kurmancî  Gote wî du nameyan binivîse zûd / Wan bixemilîne ji du’a û dûrûd // Dema her du mektub hatine nivîsîn / Seranser ji teklîfat hatine beyan kirin // Anîn name û Newwab ew mohr kirin / Ji qumaşê etles kîskê herduyan çêkirin.

Türkçe açıklama  Kâtibine iki mektubu hemen yazmasını, onları dua ve selamla süslemesini söyler. İki mektup yazılıp yapılması istenen işler açıklandıktan sonra mîr onları mühürler; her biri için atlas kumaştan bir kese hazırlanır.

Mîrname Farsça metin, s. 229-230; Kurmancî Cilt I, s. 346-347

Aynı sahnede bir mektup Yehya Beg’e cevap, diğeri Mîr Şeref’e hitap olarak hazırlanır; geride kalan hususların Mûrad Beg tarafından sözlü biçimde açıklanması istenir. Başka sahnelerde de kâtip, mîrin anlattığı çerçevede dostluk mektubu yazar; elçiye ise baş başa ek talimat verilir. Bu ayrıntılar, mirlikler arasındaki ilişkinin gelişigüzel haber taşımadan ibaret olmadığını; belirli bir yazışma usulü, güvenilir elçi seçimi ve belgeyi doğrulayan mühür uygulaması bulunduğunu gösterir.

Daha da dikkat çekici örnek Nêrweh olaylarından sonra görülür. Bayezîd Beg mîrin huzuruna gelir; kendisine Nêrweh bölgesi, para, elbise, at, silah ve yol azığı verilir. Ardından mîr, kâtibine hükmü Kürtçe yazmasını emreder. Buradaki belgeyi bir ‘anlaşma’ diye değil, bir emr veya ferman, yani tahsis ve yetkilendirmeyi kayda geçiren idarî hüküm olarak adlandırmak daha doğrudur.

Farsça  بفرمود هم با نویسنده خان / که بنویس امری به کردی زبان

Kurmancî  Ferman da nivîsendeyê xwe xanî / Gotê binivîse emrî bi zimanê kurdî.

Türkçe açıklama  Han kâtibine buyurdu: Emri Kürtçe yaz.

Mîrname Farsça metin, s. 570; Kurmancî Cilt II, s. 448

Sadînî, Farsça yayındaki dipnotunda bu beyti bağımsız Kürt emirleri döneminde divan dilinin Kürtçe olduğuna ilişkin bir belge olarak değerlendirir. Şahsen kendim de bu örneği, Kürtçenin yalnızca gündelik konuşmada değil, yerel yönetimin resmî yazı alanında da kullanılabildiğini gösteren önemli bir kanıt sayıyorum. Elbetteki buradan hareketle tek bir beyitten bütün mirliklerde ve bütün dönemlerde divan yazışmalarının yalnızca Kürtçe yürütüldüğü sonucunu çıkaracak kanıtları elimde görmüyorum. Mîrname’nin Farsça kaleme alınmış olması, Osmanlı ve Safevî merkezleriyle farklı yazı dillerinin kullanılması ve çok dilli sınır ortamı birlikte düşünülmelidir. Sağlam sonuç şudur: Kürtçe, en azından ihtiyaç duyulduğunda idarî hükmün dili olabilecek bir siyasal ve yazılı kullanım alanına sahipti.

Hükümdarlığın ahlâkı adalet cömertlik ve halkın güvenliği

Eserin savaş ve entrikalar kadar önemli başka bir tarafı, iyi hükümdarın görevlerini anlatmasıdır. İdeal mîr adil, cömert, cesur ve erişilebilir olmalıdır. Yoksula yardım etmeli, zalimi engellemeli, vilayetin her yanından haber almalı, askerin geçimini sağlamalı, ticaret ve üretimin güvenliğini korumalıdır. Halkın duası, ülkenin mamur olması ve reayanın huzuru hükümdarlığın meşruiyet ölçüleri arasında gösterilir.

Farsça  نه دیوان عدل و نه احسان داد / رمیدند ازو خلق بیدلمراد // ز ظلمش رعیت بجان آمدند / سپاهی همه در فغان آمدند

Kurmancî  Ne dîwana wî ‘adil û ne ihsann di dad / Ji wî dûrketin xelq hemî bê dilmirad // Ji zulma wî ra’yet bi can hatin / Sipahî jî hemî bi ah û zar hatin.

Türkçe açıklama  Ne divanı adildi ne de ihsanda bulunuyordu; halk gönülsüzce ondan uzaklaştı. Zulmünden reayanın canına tak etti; asker de feryat eder hale geldi.

Mîrname Farsça metin, s. 135; Kurmancî Cilt I, s. 159-160

Farsça  مطیع نتوان کرد بشمشیر خلق / به احسان توان دید تدبیر خلق

Kurmancî  Xelk bi şîrî bindestê te nabin / Bi qenciyê tedbîra xelqê bibîn.

Türkçe açıklama  Halkı kılıçla kendine bağlayamazsın; halkın işini iyilikle ve doğru tedbirle gör.

Mîrname Farsça metin, s. 144; Kurmancî Cilt I, s. 177-178

Farsça  سپاهی باحسانش مسرور شد / رعیت ز عدلش معمور شد

Kurmancî  Sîpahî bi îhsana wî mesrûr bûn / Re’yet ji dadwerîya wî avedan bûn.

Türkçe açıklama  Asker onun ihsanıyla memnun, reaya ise adaletiyle mamur ve huzurlu oldu.

Mîrname Farsça metin, s. 487; Kurmancî Cilt II, s. 280

Farsça  که چون حکم میری یحیی رسید / چنان حاکمی عادلی شد پدید // ز مظلوم دست ستم دور گشت / ز عدلش جهان جمله معمور گشت

Kurmancî  Dema hukmê mîratiyê gehişte Yehya / Hakimekî wesa dadmend bûye peyda // Ji mezluman destê sitemê dûr bû / Ji e’daleta wî cihan hemî avedan bû.

Türkçe açıklama  Mirlik hükmü Yehya’ya geçtiğinde adaletli bir hükümdar ortaya çıktı; mazlumların üzerinden zulüm eli çekildi, onun adaletiyle ülke mamur oldu.

Mîrname Farsça metin, s. 304; Kurmancî Cilt I, s. 495

Burada modern hukuk düzenine ve eşit yurttaşlık haklarına dayanan bir sosyal devletten söz edemeyiz. Bununla birlikte hükümdarın halkı zulümden koruması, geçimini ve güvenliğini gözetmesi, ülkeyi mamur kılması ve reayanın huzurunu iktidarın meşruiyet ölçüsü sayması, toplumsal sorumluluk düşüncesinin tarihsel öncüllerinden biri olarak değerlendirilebilir. Nasıl meşveret modern demokrasiyle özdeş değilse fakat katılımcı karar geleneğinin öncüllerinden biriyse, bu hükümdarlık ahlâkı da modern sosyal devlet olmaksızın kamusal refah sorumluluğunun erken bir biçimini yansıtabilir.

Farsça  چو برگرفت آن سفره از پیش میر / کشیدند نعمت کسان فقیر // بیک دم طعامش بخارج داد / بمسکین و درویش و محتاج داد

Kurmancî  Wextê rakirin ew sufre ji pêşîya Mîr / Vêcarê kêşan ni’met ji bo kesanê’d feqîr // Di yek demê da te’am danane ber wan / Bo miskîn û derwêş û muhtacan danan.

Türkçe açıklama  Mîrin önündeki sofra kaldırılınca bu kez yoksullar için nimetler getirildi; miskinlerin, dervişlerin ve muhtaçların önüne yemek konuldu.

Mîrname Farsça metin, s. 236; Kurmancî Cilt I, s. 359-360

Fakat ideal ile uygulama arasındaki gerilim saklanmamalıdır. Aynı mîr, kendi reayasını korurken rakibinin reayasını cezalandırabilir; bir bölgede haksız vergiyi önlerken başka bir bölgede talanı askerî yöntem olarak kullanabilir. Bu çelişki eserin kusuru değil, dönemin iktidar mantığını anlamamıza yarayan başlıca verilerden biridir. ‘Halkı koruyan mîr’ ile ‘düşman ülkesini yağmalayan savaşçı’ aynı siyasal kişilikte birleşebilmektedir.

Divan, meşveret ve yerel ileri gelenler

Mîrname’de kararlar çoğu zaman tek başına verilmez. Hakkâri’nin büyükleri divana çağrılır; aşiretlerden asker istenir; vekiller bilgi sunar; serdarlar belirlenir; görev ve dirlikler dağıtılır. Beyler ve erkân, mîrin iktidarını hem sınırlayan hem de mümkün kılan ortaklardır. Mîr onların desteği olmadan sefer düzenleyemez; onlar da hanedan merkezinin dağıttığı makam, itibar, hediye ve korumadan yararlanırlar.

Bu meclisleri ‘Kürt demokrasisi’ diye yüceltmek de, sıradan bir saray töreni sayıp değersizleştirmek de anakronik olur. Bunlar aristokratik katılım organlarıdır: halkın tamamını temsil etmezler, fakat iktidarın tek kişinin keyfî iradesinden ibaret olmadığını gösterirler. Mirlik düzeni, merkez, hanedan, aşiret, kale kumandanı, dinî otorite ve yerel eşraf arasındaki dengelerle işler.

Farsça  وکیل و وزیران بهر صبح دم / شدندی بدرگاه با صد حشم // یکی لحظه در فکر کار جهان / دمی گوش او بر شکایتچیان

Kurmancî  Wekîl û wezîran di her subehan / Diçûne dergah li gel sed xulaman // Lehzeyekê di hizra karê cihan / Bêhna dî jî guh dida şikayetçîyan.

Türkçe açıklama  Vekiller ve vezirler her sabah maiyetleriyle dergâha gelir; mîr bir süre ülke işlerini düşünür, bir süre de şikâyet sahiplerini dinlerdi.

Mîrname Farsça metin, s. 309; Kurmancî Cilt I, s. 506

Gündelik hayatın ve duyguların tarihi

Mîrname yalnızca devletler ve savaşlar hakkında değildir. Ölüm haberi karşısında sarayda yükselen feryatlar, cenazenin medreseye getirilmesi, halkın taziyeye koşması, çocukların kalelerin anahtarlarını dedelerine teslim etmesi ve dedenin yetimleri teselli etmesi gibi sahneler, hanedan hayatının duygusal dünyasını gösterir. Misafire at, katır, eyer, elbise ve para verilmesi; elçilerin karşılanması; sofralar kurulması; şenliklerde davul, zurna ve bilûr çalınması; av, içki ve sohbet meclisleri; dostların gece gündüz birlikte bulunması, dönemin seçkin hayatına ilişkin canlı ayrıntılardır.

Eserin ahlâk sözlüğü de önemlidir. Mêrani ve xweşmêrî yalnızca savaş cesareti değildir; sözüne bağlılık, cömertlik, himaye, dostuna destek olma ve gerektiğinde canını ortaya koyma anlamları taşır. Buna karşılık hîle, mekr, bedxwazlık, tamah, xiyanet ve zulüm siyasal kişiliğin karanlık tarafını oluşturur. Şair olayları bu ahlâkî karşıtlıklarla düzenler. Bu nedenle Mîrname, yalnızca ne olduğunu değil, Hakkâri saray çevresinin neyi doğru ve onurlu, neyi utanç verici gördüğünü de anlatır.

Kadınların ve sıradan insanların sesleri metinde sınırlıdır; çoğunlukla hanedan mensubu, eş, anne, dul, yetim veya saldırıya uğrayan reaya olarak görünürler. Bu sessizlik de tarihî bir veridir. Okuyucu, anlatıcının ilgisinin seçkin erkeklere yöneldiğini bilmeli ve metnin kenarında kalan grupları – köylüleri, tüccarları, hizmetlileri, kadınları ve Hakkâri’nin Hıristiyan topluluklarını – başka kaynaklarla birlikte yeniden görünür kılmaya çalışmalıdır.

Kürtler arası birlik, dayanışma ve egemenlik tasavvuru

Mîrname yerel bir hanedan tarihidir; bu yüzden Şerefname gibi bütün Kürt mirliklerini sistemli biçimde tek tarih içinde toplamaz. Yine de metinde Kürdistan, Kürt mîrleri, Kürt aşiretleri ve ortak menfaat düşüncesi görünürdür. Daha geç tarihli Muxteser el-Ehwal el-Umera ekinde, Kürt mîrlerinin bir araya gelmesi, bey’at etmesi, nifakı kaldırması ve ortak menfaatleri öne çıkarması açık bir siyasal ideal şeklinde anlatılır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bu pasajı Temerxanê Yazicî’nin 1630’lardaki sesi sanmamaktır; bu, farklı tarihte kaleme alınmış ayrı bir metin katmanıdır.

Bu birlik tasavvuru modern halk egemenliğine dayalı ulus-devlet programıyla aynı değildir. Hanedanların ve mîrlerin öncülüğünde düşünülen bir birliktir. Fakat bundan dolayı tarihsel veya Kürt ulusal düşüncesi açısından önemsiz sayılamaz. Ortak ülke adı, ortak halk adı, parçalanmanın zararına ilişkin bilinç ve ortak bir siyasî otorite arayışı, modern milliyetçilikten önce de ortaya çıkabilir. Benim için önemli olan, bu düşünceleri ya zorla modernleştirmeden ya da ‘modern değillerdi’ gerekçesiyle görünmez kılmadan kendi tarihsel kavramları içinde değerlendirmektir.

Şerefname ve Mesture Erdelanî tarihiyle karşılaştırma

Şerefname’nin ölçeği geniştir. Şeref Xan, Kürdistan’daki hanedanları, ülkeleri, köken anlatılarını ve hükümdar niteliklerini ortak bir tarih coğrafyası içinde düzenler. Bu yönüyle Kürtlerin ilk büyük ulusal tarihçisi sayılmasını mümkün kılan bir çerçeve kurar. Mîrname ise bütün Kürdistan’ın tarihi olma iddiasında değildir; Hakkâri hanedanının içinden konuşur. Bu nedenle onu Şerefname‘nin küçük veya eksik bir taklidi olarak değerlendirmek yanlış olur.

Mîrname’nin gücü başka yerdedir: tek bir mirliğin iç işleyişini, kuşaklar arası çatışmayı, divanı, askerî maiyeti, aşiret ilişkilerini, yas ve sevinçleri, hükümdarlık ahlâkını ayrıntılı biçimde göstermesinde. Bu bakımdan Mesture Erdelanî’nin Erdelan tarihine benzer bir yerel-hanedanî odak taşır. Fakat Mîrname manzum biçimi, anlatıcının mîrlerin yanında bulunması ve destansı sahneleriyle ayrı bir kaynak türüdür.

Şerefname ile Mîrname birlikte okunduğunda iki farklı ölçek tamamlanır: biri Kürt siyasal dünyasının geniş haritasını, diğeri belirli bir mirliğin içeriden işleyişini verir. Ahmedê Xanî’nin birlik ve egemenlik çağrısı da bu iki ölçekle birlikte düşünülebilir; fakat bir tanıtım yazısının sınırlarını aşmamak için bu bağlantıyı burada yalnızca işaret etmek yeterlidir.

Mîrname’yi anakronizme düşmeden okumak için ilkeler

Önce metin katmanını belirlemek

Bir olayın Temerxanê Yazicî’nin mesnevisinde mi, daha sonraki tamamlamada mı, Mîrza Mihemed’in ekinde mi yoksa 1914 müstensihinin bölümünde mi anlatıldığını saptamak gerekir.

Olay ile övgü dilini ayırmak

Şairin ‘cihan fatihi’, ‘adil hükümdar’ veya ‘bozguncu düşman’ gibi hükümleri olayın kendisi değildir. Önce eylem tespit edilmeli, sonra anlatıcının ona verdiği ahlâkî anlam incelenmelidir.

Kavramları kendi çağında anlamak

Dewlet, hukumet, mîr, xan, re’yet, eşîret, qewm, millet ve Kurdistan kelimeleri otomatik olarak bugünkü devlet, hükümet, vatandaşlık ve ulus kavramlarının karşılığı değildir.

Egemenliği siyah-beyaz görmemek

Bir mîrin Osmanlı sultanına veya İran şahına bağlılık bildirmesi, yerel iktidarının bütünüyle yok olduğu anlamına gelmez. Egemenlik katmanlı, paylaşılan ve pazarlık edilen bir nitelik taşıyabilir.

Bağlılık değişimini modern ihanet kalıbına hapsetmemek

Hanedan hakkını koruma, sığınma, asker sağlama ve himaye ilişkileri dönemin siyasal dilinde bugünkünden farklıdır. Yine de bu tercihlerin komşular ve siviller üzerindeki sonuçları eleştiriden muaf değildir.

Sınır iddialarını harita çizgisi saymamak

Eserde veya önsözde verilen geniş coğrafî tasvirler nüfuz, vergi, sefer alanı, bağlılık ve hanedan prestijini birlikte anlatabilir; modern idari sınır gibi okunmamalıdır.

Şiddeti ne etnik özelliğe dönüştürmek ne de normalleştirmek

Hanedan kavgaları başka coğrafyalarda da görülür. Karşılaştırma Kürtleri istisna olmaktan çıkarır; fakat yağma ve sivil acısını görünmez kılmaz.

İdeal hükümdar ile gerçek uygulamayı karşılaştırmak

Adalet, cömertlik ve halkı koruma övgüleri; talan, zorla vergi ve cezalandırma anlatılarıyla birlikte okunmalıdır.

Sessiz kalanları aramak

Reaya, kadınlar, köylüler, tüccarlar, hizmetliler ve Hıristiyan cemaatler anlatının merkezinde değildir. Onların tarihini görmek için Osmanlı ve İran belgeleri, kilise kayıtları, yerel anlatılar ve sözlü tarih devreye sokulmalıdır.

Mîrname’yi başka kaynaklarla sınamak

İskender Beg Münşî’nin Âlemârâ-yı Abbâsî’si, Hulasatü’s-Siyer, Osmanlı mühimme ve sınır belgeleri, Şerefname, yerel kronikler ve folklorik hafıza karşılaştırmalı biçimde kullanılmalıdır.

Eserin tarih yazımındaki önemi

Mîrname’nin önemi yalnızca daha önce bilinmeyen olay isimleri vermesinden kaynaklanmaz. Eser, erken modern Kürt mirliklerinin siyasal kültürünü içeriden gösterir. Hükümdarlığın hangi sembollerle kurulduğunu; divan, meşveret, bey’at, hediye, görev, kale, vergi, sürü ve asker arasındaki bağı; hanedan üyelerinin Osmanlı ve Safevî merkezleriyle nasıl ilişki kurduğunu; adalet ve mertlik kavramlarının nasıl kullanıldığını göz önüne serer.

Aynı zamanda eserin kendisinin korunma hikâyesi de önemlidir. Kâtip ailesi, metni kuşaklar boyunca muhafaza etmiş; 1914 müstensihi nüshayı gelecek kuşaklara vakfetme iradesini kaydetmiştir. Böylece Mîrname yalnızca bir hanedanın tarihi değil, o hanedanın yıkılışından sonra geçmişi kaybetmeme çabasının da belgesidir. Metnin farklı ellerde büyümesi, onun güvenilirliğini otomatik olarak azaltmaz; aksine her ek, yazıldığı dönemin hafıza siyaseti hakkında yeni bir kaynak oluşturur. Yeter ki bu katmanlar birbirine karıştırılmasın.

Xalid Sadînî’nin hazırladığı tek kitaplık Farsça yayın ile iki ciltlik Kurmancî çeviri bu büyük kaynağı araştırmacıların ve Kürt okuyucuların önüne getirmiştir. Fakat eser hâlâ Farsça metininibel yazması ve modern dizimi ile Kurmancî çevirinin ayrıntılı karşılaştırılmasına, kişi ve yer adları dizinine, sağlam bir kronolojiye, haritalara ve Osmanlı-İran belgeleriyle kapsamlı açıklamalara ihtiyaç duymaktadır. Bu ihtiyaç mevcut yayının değerini azaltmaz; araştırmanın bir sonraki aşamasını gösterir.

Sonuç

Mîrnameya Hekarîyan’ı yalnızca kanlı mir kavgalarının destanı olarak okursak onun toplumsal ve kurumsal zenginliğini kaçırırız. Yalnızca kahramanlık ve bağımsızlık destanı olarak okursak da şiddetin, hanedan bencilliğinin ve sivil halkın ödediği bedelin üstünü örteriz. Eserin hakkını veren okuma, bu iki kutbu aynı anda görmelidir.

Kanaatimce Mîrname’nin en büyük değeri, Hakkâri Mirliği’ni donmuş bir kurum olarak değil, her gün yeniden kurulan bir ilişkiler bütünü halinde göstermesidir. Mîr; hanedan hakkına, askere, kaleye, aşiretlere, divana, danışmanlara, halka, komşu beylere ve iki büyük imparatorluğun desteğine aynı anda ihtiyaç duyar. Güçlü göründüğü anda bile bu bağlardan birinin kopması iktidarını sarsabilir. Bu nedenle eserdeki iç savaşlar yalnızca kişisel ihtirasların değil, mirlik düzeninin yapısal kırılganlığının da sonucudur.

Buna karşılık divan, meşveret, adalet, eman, qewl, mêrani, misafirlik ve karşılıklı yardım gibi unsurlar, bu toplumun yalnızca çatışmadan ibaret olmadığını gösterir. Mîrname karanlık ile aydınlığı, zulüm ile adalet idealini, hile ile sadakati, parçalanma ile birlik arayışını aynı tarih sahnesinde toplar. Onu nasıl okumamız gerektiğini tartışmak, bu yüzden tanıtımın dışında bir iş değil; tanıtımın bizzat kendisidir.

Hakkâri Mîrlerinin ’’Bezm û Rezmi’’

Mîrname’nin dünyasını yalnızca kavramlarla anlatmak, eserin hikâye gücünü eksik bırakır. Aşağıdaki iki anlatı, aynı olay dizisinin savaş ile düğünü /Bezm û Rezmî), siyasî ittifak ile akrabalığı, şiddet ile bağışlamayı nasıl iç içe geçirdiğini gösterir. Birinci anlatı savaşın, ikinci anlatı düğünün başlangıç, gelişme ve sonucunu Türkçe olarak verir. Seçilen beyitlerde Farsça metin, Sadînî’nin Kurmancî çevirisi ve benim Türkçe açıklamam birlikte sunulmuştur.

Rezm Elî Beg seferi ve bir yıllık kuşatma

Başlangıç. Yehya Beg’in evlilik isteğini Mîr Şeref’e ulaştırmak üzere Hakkâri’den Mûrad Beg ile Cemaleddîn’in başında bulunduğu bir heyet ve askerî maiyet Cizîra Botan’a gider. Hazırlıklar sürerken Elî Beg’in Mîr Şeref’in ülkesine girdiği, halkı öldürdüğü ve malları yağmaladığı haberi gelir. Böylece akrabalık kurmak için başlayan yolculuk bir savaş ittifakına dönüşür. Mîr Şeref sefere çıkmaya karar verdiğinde Hakkârili konuklarından geride kalmalarını ister; onlar ise dostları sıkıntıdayken rahat içinde oturmayı kendilerine haram sayarak savaşa katılmakta ısrar ederler.

Gelişme. Botan ve Hakkâri kuvvetleri Elî Beg’in bulunduğu kaleye yürür. Anlatı, seferin yalnızca yiğitlik gösterisi olmadığını da açığa çıkarır: köyler zarar görür, insanlar kaçar, savaşçılar ölür ve yaralanır. Kale kuşatılır; top ateşi burçları, surları ve damları döver. Kuşatma kısa bir hücumla sonuçlanmaz, bir yıl sürer. Bu süre, mîrlerin savaş kapasitesinin asker toplamaktan ibaret olmadığını; ikmal, harcama, kuşatma teknolojisi ve birliklerin bağlılığını sürdürme gücü gerektirdiğini gösterir.

Farsça  یکی سال در زیر قلعه نشست / به توپش همه برج و بارو شکست // چو حصار دادند سالی تمام / ز توپش نه دیوار ماند نه بام

Kurmancî  Yek sal di binê qel’ê de rûniştin / Bi topa bûrc û barû şikênandin // Ji ber ku yek sal ew der dorpêçan / Ji topên wan ne dîwar man ne ban.

Türkçe açıklama  Bir yıl kalenin altında kaldılar; top ateşiyle burçları ve surları yıktılar. Kuşatma bir yılı doldurduğunda topların karşısında ne sağlam duvar ne de dam kalmıştı.

Mîrname Farsça metin, s. 245; Kurmancî Cilt I, s. 379

Sonuç. Direnmenin sürdürülemez olduğunu gören Elî Beg kaleden çıkar ve aman ister. Şairin ‘Paşa’ diye andığı Mîr Şeref, onu aşağılanmış halde öldürmek veya malını bütünüyle müsadere etmek yerine bağışlar. Böylece zafer, yalnız askerî yıkımla değil, eman verme ve yenileni yeniden siyasal düzen içine alma kudretiyle tamamlanır. Şair bu bağışlamayı hükümdarlık kereminin işareti sayar; fakat bu sonuç kuşatma boyunca ölenlerin ve zarar gören reayanın bedelini ortadan kaldırmaz.

Farsça  علی بگ از ایشان چو دید آن رواج / ز پاشا امان خواست او لاعلاج // ببخشید پاشا و او ز کرم / نماند هیچ مالش هم بیش و کم

Kurmancî  Dema Elî Begê ji wan dît ev rewace / Ji Paşa eman xwast bixwaz nexwaze // Paşa ew ji kerema xwe bexşande ve / Nema hîç malê wî ne kêm û ne zêde.

Türkçe açıklama  Elî Beg işin bu biçimde ilerlediğini görünce çaresiz Paşa’dan aman istedi. Paşa kereminden onu bağışladı; malından az ya da çok hiçbir şey eksilmedi.

Mîrname Farsça metin, s. 246; Kurmancî Cilt I, s. 379-380

Bezm Yehya Beg ile Mîr Şeref’in kızının düğünü

Başlangıç. Yehya Beg babasına gönderdiği mektupta kendilerine yaraşır bir hanedanla akrabalık kurmak istediğini ve hangi tarafa baktıysa Mîr Şeref’i bu bağ için uygun gördüğünü söyler. Babasından tecrübeli bir elçi, askerî maiyet ve talebini destekleyen bir mektup ister. Bu sahne, evliliğin yalnız iki kişinin özel kararı olmadığını gösterir: düğün, Hakkâri ile Botan hanedanları arasında dostluğu sağlamlaştıracak siyasî bir akrabalık projesidir.

Farsça  ولی میل پیوند دارم همان / ز جایی که باشد سزاوار آن // بهر سو که کردم نظر هر طرف / سزاوار خویشی بود میر شرف

Kurmancî  Lêbelê meyla peywendiyê min heye / Ji cihê ku şayesteyi mirovaniya me ye // Bi her aliyê ku min nezer lê kirî / Şayeste ye Mîr Şeref ji bo xizmanî.

Türkçe açıklama  Ben de kendimize yaraşır bir yerle bağ kurmak istiyorum. Hangi tarafa baktıysam, akrabalık için Mîr Şeref’i uygun gördüm.

Mîrname Farsça metin, s. 227; Kurmancî Cilt I, s. 341

Gelişme. Hakkâri heyeti Cizre’ye varınca divanda kabul edilir; sofralar kurulur, yoksullar doyurulur, konuklara at, katır, kumaş, elbise ve para verilir. Fakat Elî Beg saldırısının haberi düğün akışını keser. Hakkârili konuklar Mîr Şeref’in yanında savaşa katılır; bir yıllık kuşatma ve Elî Beg’in tesliminden sonra düğün hazırlıklarına dönülür. Gelin için altın, mücevher, kumaş, giysi, yatak, sofra eşyası, çadır ve at hazırlanır. Metin gelinin adını vermez; onu daha çok ay, inci ve mücevher benzetmeleriyle anlatır. Bu da hanedan tarihinin kadınları görünür kılarken bile onların kişisel seslerini ne ölçüde örttüğünü gösterir.

Gelin alayı Cizre’den Şax’a doğru yola çıkar. Yol boyunca hediyeler dağıtılır; yetimlere ve yoksullara altın verilir. Şax’ta Botanlı konuklar büyük bir saygıyla karşılanır. Şenlik, yemek ve eğlence kırk gün sürer. Düğün böylece yalnız hanedanın zenginliğini sergileyen bir bezm değil; ittifakın halka, askere, aşiret ileri gelenlerine ve iki mirliğin seçkinlerine ilan edildiği kamusal bir siyasal tören haline gelir.

Farsça  چهل روز پیوسته در روز و شب / ضیافت همی بود عیش و طرب // چهل روز چون دعوت اتمام یافت / نواب فلک قدر هم کام یافت

Kurmancî  Çil rojan li du hev di şev û roj / Zîyafet kirin hemî bû e’yş û noj // Çil roj çûn davet êdî temam bû / Newwabê felekqedr jî bi kam bû.

Türkçe açıklama  Kırk gün boyunca gece gündüz ziyafet, eğlence ve sevinç sürdü. Kırk günün sonunda davet tamamlandı; yüce makamlı mîr de muradına erdi.

Mîrname Farsça metin, s. 253; Kurmancî Cilt I, s. 393-394

Sonuç. Kış yaklaşınca Botan heyetine dönüş izni verilir ve misafirler ülkelerine doğru yola çıkar. Savaşın ortasında kesintiye uğrayan evlilik, zafer ve barışın ardından tamamlanmıştır. Bu olay dizisi Mîrname’nin bezm ile rezmi neden sürekli yan yana getirdiğini açıkça gösterir: evlilik ittifak doğurur, ittifak askerî yükümlülük yaratır, ortak savaş dostluğu sınar, zafer ise hediye ve şölenle yeniden toplumsal bağa çevrilir. Fakat aynı hikâyenin çevresinde talana uğrayan köylerin ve öldürülen reayanın bulunması, görkemli düğün tasvirini eleştirel gözle okumayı da zorunlu kılar.

Kaynakça

Atmaca, Metin. ‘Negotiating Political Power in the Early Modern Middle East: Kurdish Emirates between the Ottoman Empire and Iranian Dynasties (Sixteenth to Nineteenth Centuries).’ The Cambridge History of the Kurds içinde, 45-72. Cambridge University Press, 2021. https://doi.org/10.1017/9781108623711.003.

Evliya, Çelebi, Evliya ÇelebÎ Seyahatnamesî, 4. ve 5. Ciltler, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları.

Dankoff, Robert, haz. Evliya Çelebi in Bitlis: The Relevant Section of the Seyahatname. Evliya Çelebi’s Book of Travels, cilt 2. Leiden: Brill, 1988; yeni baskı 2023.

Ekinci, Mehmet Rezan. ‘Kurdish Emirates in the Conflicts Between the Ottoman and Safavids in the 16th and 17th Centuries.’ Nubihar Akademi 4/11 (2019): 47-68. https://doi.org/10.55253/nubihar.563175.

Elliott, J. H. ‘A Europe of Composite Monarchies.’ Past & Present 137 (1992): 48-71.

Eppel, Michael. ‘The Demise of the Kurdish Emirates: The Impact of Ottoman Reforms and International Relations on Kurdistan during the First Half of the Nineteenth Century.’ Middle Eastern Studies 44/2 (2008): 237-258. https://doi.org/10.1080/00263200701874883.

James, Boris. ‘The Rise and Fall of the Kurdish Emirates (Fifteenth to Nineteenth Centuries).’ The Cambridge History of the Kurds içinde, 25-44. Cambridge University Press, 2021. https://doi.org/10.1017/9781108623711.002.

Kılıç, Orhan ve Yılmaz Kurt, haz. Sultanın Yurtluk-Ocaklık ve Hükümet Sancakları. İstanbul: İdeal Kültür Yayıncılık, 2024.

Rosenthal, Joel T. ‘Marriage and the Blood Feud in Heroic Europe.’ The British Journal of Sociology 17/2 (1966): 133-144.

Şeref Xan Bidlîsî. Şerefname. Çeşitli neşir ve çeviriler.

Teschke, Benno. ‘Geopolitical Relations in the European Middle Ages: History and Theory.’ International Organization 52/2 (1998): 325-358.

Yazicî, Temerxanê. Mîrnameya Hekarîyan. Tahkik ve mukaddime: M. Xalid Sadînî. Farsça tam metin. Van: Peywend, 1405/2026.

Yazicî, Temerxanê. Mîrnameya Hekarîyan, Cild I. Farsçadan Kurmancîye çeviren: M. Xalid Sadînî. Van: Peywend, 2022.

Yazicî, Temerxanê. Mîrnameya Hekarîyan, Cild II. Farsçadan Kurmancîye çeviren: M. Xalid Sadînî. Ankara: Peywend, 2024.

Leave a comment